Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2008 Çarşamba

GÜLER, BORLU ÇİMENTOYU TANITTI: "TÜRK TİPİ ÇİMENTO GELİŞTİRDİK"

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Güler, borun çimentoda kullanımıyla Türk tipi çimento geliştirdiklerini, TSE'den de standardını aldıklarını ifade ederek, ''artık bu ürün, inşaat, baraj, yol ve binalarda kullanılabilecek duruma geldi'' dedi.
Bakan Güler, Türk uzmanlarca uzun süren çalışmalar sonucu üretilen borlu çimentoyu tanıtmak için, Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü (BOREN) Başkanı Erk İnger ve Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası (İNTES) Başkanı Şükrü Koçoğlu ile basın toplantısı düzenledi.
Türkiye'nin milli kaynağı olan bor üzerine ''titrediklerini'' ifade eden Güler, ''bugün Türk kahvesinden sonra yeni bir milli markayı, borlu çimentoyu tanıtmak için buradayız. Türk çimentosu bugünden itibaren literatüre girmiş olacak'' dedi.
Dünya bor rezervlerinin yüzde 72'sinin Türkiye'de bulunduğunu, dünya bor piyasalarında ikinci olan Türkiye'nin, Eti Maden İşletmelerinin başarılı çalışmalarıyla birinci duruma geldiğini anlatan Güler, yeni ürünlerle bor cevherinde madencilikten kimyasallara geçiş konseptini uygulamaya koyduklarını söyledi.
Bor cevherinde artık katma değeri yüksek yeni ürünlere geçtiklerini, çinkoborat, borkarbür, ziraibor gibi kimyasallar ürettiklerini ifade eden Güler, ''borun hakkını vermeye çalıştıklarını'' kaydetti.
Bakan Güler, ''borun çimentoda kullanımıyla Türk tipi çimento geliştirdik. TSE'den standardını da aldık. Artık bu ürün, inşaat, baraj, yol ve binalarda kullanılabilecek duruma geldi. Bu ürünü ölçülebilir parametrelerle de tanımlayabiliyoruz'' diye konuştu.
Borlu çimentonun ve bunun beton üretimindeki avantajlarını anlatan Güler, mukavemeti diğer çimentolara göre yüzde 70 daha fazla olan borlu çimentoyla artık depreme daha dayanıklı binalar yapılabileceğini vurguladı.
Borlu çimentonun petrol sondajlarında ve beton yol uygulamalarında da kullanılabileceğini belirten Güler, şöyle konuştu:
''Özellikle duble yollarla birlikte köy yolları da dahil olmak üzere biz yolların betonlanmasını düşünüyoruz. Petrol ürünü olduğu için asfalt da dışarıdan geliyor. Üstelik asfalt yolun iki yılda bir bakımı oluyor. Bu beton yolların 20 yıla kadar çıkan ömrü var. Dolayısıyla bunu da yapmamız mümkün olabilecek. Yolların betonla kaplanması bize önemli avantajlar sağlayacak.
Borlu çimentonun su geçirgenliği yüzde 30 daha düşük, bu da avantaj. Kışın yollar donmasın diye tuz atıyoruz. Bunun da çevreye zararları oluyor. Burada da yüzde 15-30 arasında bir tasarruf sağlıyor. Mesela suda yapılacak köprü bacakları, Marmaray gibi tünel geçişleri... Burada eğer borlu çimento kullanılırsa aynı zamanda tuzlu suyun etkilerini de önlemiş oluyor.''
KAYNAK: http://www.haberler.com/ Anadolu Ajansı (AA) 26.11.2008

Devamını okuyun...>>

BURSA'DA TEKSTİL VE ELECO 2008 FURALARI AÇILDI

Tüyap Tarafından Düzenlenen Bursa Tekstil Makineleri ve İplik Fuarı, Tekstil Kimyasalları Fuarı ve Elektrik, Elektronik, Otomasyon, Aydınlatma ve İletişim Fuarı ve Sempozyumu (Eleco 2008) Açıldı.

Tüyap tarafından düzenlenen Bursa Tekstil Makineleri ve İplik Fuarı, Tekstil Kimyasalları Fuarı ve Elektrik, Elektronik, Otomasyon, Aydınlatma ve İletişim Fuarı ve Sempozyumu (ELECO 2008) açıldı.
Törene, Bursa Vali Yardımcısı Selman Yenigün, Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mete Cengiz, Sanayi ve Ticaret İl Müdürü Mahmut İnan, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Erdal Aktuğ ve TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Senem Emek katıldı.
Fuara eş zamanlı düzenlenecek sempozyumda 182 bildiri sunulacak. 22 ülkeden 350 firma ve firma temsilcisinin katılımıyla hazırlanan fuarlar Azerbaycan, Bulgaristan, İran, Karadağ, Senegal, Sırbistan, Suriye ve Özbekistan başta olmak üzere, yurt dışından gelecek alım heyetlerini ağırlayacak. Hafta sonunda, yurt içinden bazı illerden otobüs seferleri de düzenlenecek fuarlarda 20 bin civarında profesyonel ziyaretçi bekleniyor.
Tüyap Bursa Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi'nde düzenlenen fuarlar, 29 Kasıma kadar 11.00-20.00, 30 Kasımda ise 11.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.
KAYNAK: http://www.haberler.com/ (CİHAN) (Cihan Haber Ajansı) 26.11.2008

Devamını okuyun...>>

25 Kasım 2008 Salı

PROF. ÇOBAN: BÜTÜN ÜLKELERİN BOR MADENİNE OLAN TALEBİ ARTARAK DEVAM EDİYOR

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Türkiye'nin İtirazlarına Rağmen Bor Madenini 'Üremeye Olumsuz Etkili Toksik (Zehirli) Madde Listesine Alırken, Uzmanlar, Günümüz Şartlarında Yüksek Teknolojiye Sahip ve Birçok Sektörde Söz Sahibi Olan Ülkelerin Bor Madenini Geri Çevirme Şansları Bulunmadığına Dikkat Çekiyor.
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Türkiye'nin itirazlarına rağmen bor madenini 'üremeye olumsuz etkili toksik (zehirli) madde listesine alırken, uzmanlar, günümüz şartlarında yüksek teknolojiye sahip ve birçok sektörde söz sahibi olan ülkelerin bor madenini geri çevirme şansları bulunmadığına dikkat çekiyor. Bu ülkelerin bor madenine olan talebinin de her geçen gün sektörlerdeki büyümeyle arttığına işaret ediliyor.
Kayseri Erciyes Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Abdullah Çoban, AB Komisyonu'nun bor madeni ile ilgili verdiği raporun siyasi olabileceğini, ülkelerin bor madenine olan ihtiyacının hiçbir zaman kısıtlamalarının mümkün olmadığına dikkat çekti.
Prof. Çoban; cam, porselen, seramik sanayi, cam yünü izolasyon sanayi, yanmaz ve ısı geçirmez eşya imalatı, krem, kozmetik, ilaç sanayi, sabun ve deterjan gibi birçok sektörde bor madeninin artık vazgeçilmez ürün haline geldiğini hatırlattı. Çoban, madenin kullanıldığı birçok sektörü ise şöyle sıraladı: "Bor madeni savunma sanayiinde silah yapımında, tüfek, tabanca, top, tank gibi silahların üretiminde öncelikli sırada yeralıyor, kanser tedavisinde, hayalet uçakların üretiminde, kobra helikopterlerin koltuklarında, plastik ve sanayi elyafı üretiminde kullanılıyor. Kağıt sanayi, hayvan yemi, gübre, zirai ilaçların üretiminde de her geçen gün artarak bor kullanımı devam ediyor. Dericilik, fotoğrafçılık, cep telefonu, dizüstü bilgisayar bataryalarında ve uzay mekiklerinin yakıtlarında en önemli ihtiyaç maddesi olarak karşımıza çıkıyor."
Bu sektörlerde bor talebinin büyüyerek arttığını yenileyen Prof. Dr. Çoban, bu sektörlerin bir çoğunda söz sahibi olan Avrupa Birliği ülkelerinin kesinlikle bor madenini kullanmayacaklarını ilan edemeyeceğini belirtti. Çoban, 2005 yılında yürürlüğe giren Yeni Maden Kanunu'nun yabancıların Türkiye'de maden aramalarına imkan sağladığını hatırlatarak, "Yabancı şirketlerin bu kanun sayesinde 2007 yılı itibariyle toplam 150 bin kilometrekare, 450 bin kilometrekare alanda da dolaylı yoldan maden arama ruhsatı aldıkları biliniyor" dedi.
Altın, gümüş, krom, platin, taryum, uranyum, osmiyum gibi değerli birçok maden sahalarının öncelikli olarak alındığını anlatan Prof. Dr. Çoban, Türkiye'de yabancıların alamadığı tek maden sahasının ise bor madeni olduğunu dile getirdi. Çoban, Avrupa Birliği ülkelerinin bor madeni sahalarını almak istemelerinden dolayı siyasi olarak bu raporu hazırlamış olacağına değinerek, "Özelleştirilmeyen bir tek bor madenimiz kaldı. Şimdi onun üzerinde de oyunlar oynanmaya başlandı'' diye konuştu.
Türkiye'nin yurt dışına tonu 300 dolara borik asit sattığını anlatan Abdullah Çoban, bunun malzeme haline getirilmesi durumunda tonu 1 milyon dolara satılabileceğini ifade etti. Avrupalıların Türkiye'den bor almama gibi lüksleri olamayacağını dile getiren Çoban, şu noktalara dikkat çekti: "Bor madeninin kullanımında akıl üretmek gerekiyor. Bu yapılmadığı takdirde Avrupalılar Türkiye'nin bor madenini almamakla, fiyatı düşürmekle tehdide devam edecekler. Ortaya çeşitli raporlar çıkararak bu yolu deneyecekler. Beklentileri ise Türkiye'nin, 'Biz işleyemiyoruz, alın siz işleyin' demeleri."
Bor madenine ihtiyaçları yok gibi gözüken Avrupa ülkelerinin, Çin üzerinden kendi ülkelerine bor ithalatı yapmaya başladığına işaret eden Prof. Çoban, Türkiye'nin bilinen 4 milyar ton bor rezervi olduğunu kaydetti. Avrupalı ve Çin maden şirketlerinin mevcut sahalar dışında yeni bor maden yatakları keşfettiğini ifade eden Prof. Dr. Çoban, bu sahalarla ilgili bazı yabancı firmaların girişimleri olduğunu hatırlattı.

"ABD, TÜRKİYE'NİN KULLANDIĞI ELEKTRİĞİN 3 KATINI NÜKLEER ENERJİDEN ÜRETİYOR"

Prof. Dr. Abdullah Çoban, ayrıca, Amerika'nın, Türkiye'nin yıllık kullandığı elektrik enerjisinin 3 katını nükleer enerji santrallerinden ürettiğine dikkat çekti. Çoban, özellikle bazı grupların, nükleer enerjiyi kamuoyuna yansıttığı gibi çevre kirliliğine, büyük felaketlere neden olmayacağını açıkladı.
Zürih'in dünyanın en temiz kenti olduğunu anlatan Çoban, gözden kaçan bir detaya dikkat çekti: "Zürih'te 10'a yakın nükleer enerji santrali bulunuyor. Depremler ülkesi Japonya'da 89 tane nükleer enerji santrali var. ABD'yi, Zürih'i, Japonya'yı kirletmeyen nükleer santraller sadece İran'ı ya da Türkiye'yi mi kirletecek ?"
KAYNAK: (Cihan Haber Ajansı) 21.11.2008

Devamını okuyun...>>

7 Ekim 2008 Salı

Mısır Petrolün Yerini Tutabilir mi?

Bu yıl mısır üretiminde beklenen 1-1,5 milyon ton üretim fazlalığının enerjiye dönüştürülebileceği bildirildi.
Tezkim Tarımsal Kimya Sanayi ve Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi Ali Tezcan, bu yıl mısır üretiminde beklenen 1-1,5 milyon ton üretim fazlalığının enerjiye dönüştürülerek ülkenin petrolde dışa bağımlılığının azaltılabileceğini belirtti.
Adana Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölgesi`nde alternatif enerji kaynakları ve üretim teknolojilerine yatırım konusunda yeni ve yenilenebilir enerji kaynağı olan yakıt biyoetanolünü üretmek üzere fabrika kurduklarını kaydeden Tezcan, `Biyoetanol, Türkiye`nin gündemine 2000 yılından sonra yoğun bir şekilde girdi ve ülkemizde ilk üretim 2004`te mısır hammaddesi kullanılarak yapıldı. Şu an toplam 4 fabrika yatırımını tamamlamış durumda. Ancak, bugün Tarkim dışındaki biyoetanol tesisleri atıl durumda. Tarkim, şu anda yüzde 50 kapasite ile çalışıyor. Bizde Konya Çumra`da ve Eskişehir şeker fabrikasında ise üretim yapılamıyor. 10 aydır kullanım zorunluluğu bekliyoruz` dedi.
Türkiye`nin kurulu biyoetanol üretim kapasitesinin yıllık 180 bin metreküp olduğunu, bunun 80 bininin mısır kökenli, diğer 100 bininin de pancar kökenli bitkilerden olduğuna dikkat çeken Tezcan şunları söyledi:
`Hammaddesini mısırdan alan Tarkim tam kapasite ile çalıştığında, bizim firmamız olan Tezkim de üretime geçtiğinde tam kapasite çalışmaları halinde 160-180 bin ton arasında mısır kullanacaklar. Şu anda mısır kullanımı 40-50 bin ton civarında. Öncelikle yerli tarım ürünleri kullanılarak elde edilen biyoetanol tesislerinin atıl olmaktan çıkartılması gerekiyor. Sonrasında da mısırdaki fazlalığın biyoetanolde kullanılması gerekiyor.`
Mısırdaki rekoltenin bu yıl 4.5-5 milyon tona ulaşmasının beklendiğini vurgulayan Tezcan, `Ülkemiz, dünyanın 8. büyük tarım ürünleri üreticisi konumunda olup, bu muazzam gücü mutlaka enerjiye dönüştürmeli. Örneğin mısırı gıda maddesi ürünü olarak değil de sanayi ürünü olarak da düşünmeliyiz. ABD, mısırdan 280 adet sanayi ürünü çıkarıyor. Mısırdaki fazlalığı biz de biyoetanol için kullanabiliriz. Dolayısıyla fiyatının nerelere kadar gideceği kimse tarafından kestirilemeyen petrole bağımlılığın azaltılabilmesi için bu sektörün önünün açılmasına şiddetle ihtiyaç var. Her 100 kilogram mısırın biyoetanol sektöründe kullanılması halinde ekonomiye sağladığı katma değerin 110 YTL olduğunu göz önünde bulundurmak gerekiyor. Ayrıca mısırın biyoetanol sektöründe kullanılması halinde yem sektörüne göre yüzde 82 oranında katma değer artışı sağladığını da vurgulamakta yarar var. Dolayısıyla ülkemizde üretilen ürünlerin en verimli şekilde kullanılması gerekliliğine her platformda işaret ediyoruz` diye konuştu.
Bu arada, bu yıl petrol fiyatlarındaki aşırı yükseliş nedeniyle mısırın başta biyoetanol olmak üzere endüstriyel amaçlar için kullanımının geçen sezona göre 28 milyon ton artacağı açıklandı. Uluslararası Hububat Konseyi(IGC) Temmuz ayı raporunda, 2007-08 sezonunda 785 milyon ton düzeyinde gerçekleştiği belirtilen dünya mısır üretiminin, Temmuz 2008-Haziran 2009 sezonunda 759 milyon ton düzeyinde olacağı öngörülüyor. Dünya mısır tüketiminin ise geçen sezondan 8 milyon ton fazla olarak 782 milyon ton düzeyinde gerçekleşmesi bekleniyor. Tüketimdeki artış, hayvan yemi, gıda ve enerji taleplerindeki yükselmeye bağlanıyor.
Özellikle önümüzdeki sezon mısırın başta biyoetanol olmak üzere endüstriyel amaçlar için kullanımının geçen yıla göre 28 milyon ton artacağı tahmin ediliyor. Geçen yıl yaklaşık 169 milyon ton mısırın endüstriyel amaçlar için kullanıldığı belirtiliyor. Konseyin raporunda, dünya dönem sonu mısır stoklarının geçen yıla göre 23 milyon ton düşük olarak 103 milyon ton düzeyine ineceği vurgulanıyor.
İHA
KAYNAK: 2008-10-07 www.adanamedya.com

Devamını okuyun...>>

30 Eylül 2008 Salı

İhracata Kimyasal Uyarı

Gerek günlük hayatımızda tükettiğimiz gerekse ihraç ettiğimiz tüm ürünlerde kimyasal madde kullanımında AB`nin daha sağlıklı ve çevreci maddeleri kullanma koşullarının Türkiye ekonomisine ek maliyet getireceğine dikkat çekildi. Bu kriterlere uymayan ürünün AB`ye ihracatının engelleneceği belirtilerek, bundan pek çok kimyasal girdi kullanan özellikle tekstil sektörünün etkileneceğine işaret edildi. Kullanılan kimyasalların ön kaydının Avrupa Kimyasallar Ajansı`na 1 Aralık 2008`e kadar yapılması gerekiyor.
1 Haziran 2007 tarihinde yürürlüğe giren `Avrupa Birliği Kimyasalların Kayıt Altına Alınması, Değerlendirilmesi, Ruhsatlandırıl-ması ve Sınırlandırılması Tüzüğü`nün (REACH), birliğe ihracat yapan üçüncü ülkelerin kimya sanayilerini de etkiyeceği uyarısında bulunuldu.
Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu`ndan yapılan açıklamada, yeni mevzuata göre şirketlerin ticari kullanıma girmeden önce bir kimyasalın güvenli olduğunu göstermeleri gerekiyor.

GÜNLÜK TÜKETİLEN ÜRÜNLER
• REACH tüm kimyasalları kapsıyor ve yalnızca endüstriyel süreçlerde kullanılan kimyasallar için değil, gündelik yaşamımızda da örneğin temizlik ürünlerinde, boyalarda, kıyafet, mobilya ve elektrikli aletler gibi eşyalar için de geçerlilik taşıyor.
Tüzük, özellikle kimyasalların sağlık ve çevreye karşı oluşturabileceği riskleri yönetebilmek üzere özellikle sanayiye önemli sorumluluklar yüklüyor. Yeni mevzuata göre, şirketlerin ticari kullanıma girmeden önce bir kimyasalın güvenli olduğunu göstermeyi zorunlu kılıyor.
Bu durum, REACH`in yürürlüğe girmesinden önceki durumun tam tersini oluşturuyor. Daha önceki uygulamaya göre yetkililerin bir kimyasalın zararlı olduğunu söz konusu kimyasal sınırlandırılmadan veya piyasadan kaldırılmadan önce kanıtlamaları gerekmekteydi.
1 ARALIK 2008`E KADAR TEYİT
• Yönetmelik, ihracatının önemli bir bölümünü AB`ye yapan Türkiye açısından, başta tekstil ürünleri olmak üzere birçok alanda, kimyasal kullanımında daha sağlıklı ve çevreci maddeleri kullanma zorunluğu getiriyor. Avrupa Komisyonu, birlik dışındaki ülkelerin üreticilerine, ithalatçılarıyla görüşerek kimyasallarının ön kaydının yapıldığını ya da 1 Aralık 2008`den önce yapılacağını teyit etmelerini tavsiye etti. Kayıt yaptıramayan bir ürünün ise AB sınırları içerisinde satışı yasak olacak. Ön kayıdı yapılmış kimyasalların tam anlamıyla kayıt altına alınması için son başvuru tarihleri de bu maddelerin tonajı ile tehlikeli olup almadığına göre değişmek üzere 2010 ve 2013 ile 2018 yıllarını kapsayacak.
RUHSATLANDIRMA
• REACH Yönetmeliği, belirli bir sınır üzerinde üretilen ya da ithal edilen kimyasalları ilişkin bilgilerin merkezi bir veri tabanı kapsamında merkezi Finlandiya`nın başkenti Hesinki`de bulunan Avrupa Kimyasallar Ajansı`na (ECHA) iletilmesini gerektiriyor. Üçüncü ülke üretcilerinin kayıtları ise AB merkezli ithalatçı ya da üretciler tarafından yapılabiliyor.
Daha sonra ise ruhsatlandırma işlemi yapılıyor. Ruhsatlandırma aşamasında çok yüksek riskli maddelerin üretilmesinden ya da AB`ye ithal edilmeden önce özellikle insan sağlığı ve çevreye karşı kabul edilemez tehdit oluşturduğunun belirlenmesi durumuda ise kademe kademe başka maddelerle değiştirilmesi sağlanacak. AB`ye ihracat yapanların, ECHA`nın internet sitesi olan http://echa.europa.eu`dan tüm bilgelere ulaşabileceği açıklandı.


KAYNAK: 2008-09-29 Taraf
Devamını okuyun...>>

28 Ağustos 2008 Perşembe

Başka Yerde Teşvik Bizde ÖTV

Akdeniz Üniversitesi(AÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Numan Hoda, dünyada tüm ülkelerde biyodizele teşvik uygulandığını, buna karşın Türkiye`de biyodizelden ÖTV alındığını söyledi.
Hoda, AA muhabirine yaptığı açıklamada, biyodizelin, fosil yakıta karşı alternatif olması nedeniyle stratejik bir ürün olduğunu belirtti. Ülkede petrol sıkıntısı yaşanması halinde biyodizelin alternatif olarak kullanılabileceğini kaydeden Hoda, biyodizelin, ülkelerin dışa bağımlılığını azalttığına dikkati çekti.
Avrupa`da bazı ülkelerde biyodizele yönelik vergi indirimi olduğunu, bazı ülkelerde de üreticilerin teşvik aldığını ifade eden Hoda, ``Biyodizele tüm dünyada teşvik uygulanırken, Türkiye`de ÖTV uygulanıyor. Bu da dünyada bir ilktir. ÖTV ile birlikte biyodizelin fiyatı benzinin fiyatını geçiyor`` dedi.
Yrd. Doç. Dr. Hoda, biyodizelin Türkiye için uzun vadede kazançlı bir yakıt türü olduğuna dikkati çekerek, şöyle konuştu:
``Biyodizel yatırımında geri dönüşüm uzun zaman alıyor. Dizelin rafineri çıkış fiyatı 60 YKr civarında ama satış fiyatı 3 YTL`ye yakın. Dolayısıyla 2-3 katı vergi bindirilerek satılıyor. Bu vergiden hükümet para alıyor. Bu parayı da gerekli yerlere aktarıyor. Biyodizele izin verdiği zaman bu kazancından vazgeçmek zorunda kalacak, yani geliri azalacak. Bu yüzden hükümet biyodizele izin vermek istemiyor. Biyodizele de bu yüzden ÖTV konuldu. Halbuki biyodizelin üretilmesi için tohum lazım. Tohum da tarımın gelişmesine yardımcı olacak. Burada çiftçi kazanacak, orada çalışan işçiler kazanacak. Biyodizel fabrikaları kurulduğu zaman fabrikada çalışan işçi kazanacak. İstihdam yaratılacak. İstihdam edilen işçilerden hükümet vergi alacak. Yani hükümet kısa vadede kaybedecek, ama uzun vadede kazanacak.``
-``ATIK YAĞLAR KULLANILIYOR``-
Biyodizelin hayvansal ve bitkisel yağlar ile atık yağlardan üretildiğini anlatan Hoda, Antalya`daki turistik tesislerde açığa çıkan atık sağların da bir potansiyel olduğunu vurguladı.
Son çıkan yönerge ile tesislerin atık yağlarını kanalizasyona bırakmalarının önlenmeye çalışıldığını belirten Hoda, atık yağların kanalizasyonda bakteri üremesine neden olduğunu savundu. Hoda, şöyle devam etti:
``Yönerge ile atık yağları kanalizasyona salamayan tesisler, bu yağı yeni kurulan biyodizel şirketlerine vermeye başladılar. Biyodizel üreten şirketler, restoran ve turistik tesislerden atık yağ toplayıp yakıt üretiyorlar ancak Türkiye`de ne yazık ki bir biyodizel politikası yok. Bu politikanın oluşturulmamaya çalışıldığını düşünüyorum. Bunun sebebi de petrol devlerinin kendi paylarından vazgeçmek istememeleri.``
-GIDA FİYATLARINDAKİ ARTIŞ-
Numan Hoda, gıda ürünlerindeki fiyat artışının, biyodizelden kaynaklandığı yönündeki görüşe de katılmadığını kaydetti.
Son aylarda dünyadaki tüm gıda fiyatlarının arttığını belirten Hoda, ``Gıda fiyatlarının artması, küresel ısınma nedeniyle üretimin az olmasından kaynaklanıyor`` dedi.
Büyük petrol şirketlerinin bu şekilde bir spekülasyon yarattığını öne süren Numan Hoda, ``Petrol şirketlerinin sattığı ürünler küresel ısınmaya neden oluyor. Küresel ısınmadan dolayı verim düşüyor. Verim düşünce de gıda fiyatları artıyor`` diye konuştu.
Numan Hoda, biyodizelin normal dizele göre doğaya yüzde 30 daha az zarar verdiğine de dikkati çekti. Biyodizelin içinde kükürt olmadığını anlatan Hoda, otel veya büyük restoranlardaki atık yağların kanalizasyona verilmek yerine biyodizele dönüştürülmüş olmasının da çevrenin korunmasına büyük katkı sağladığını sözlerine ekledi. (AA)
KAYNAK: 2008-08-28 http://www.ekoyol.com/

Devamını okuyun...>>

17 Ağustos 2008 Pazar

KİMYACILAR REKORA KOŞUYOR


Türkiye Kimyasal Madde İhracatı Geçen Yıla Oranla Yüzde 52.3 Arttı. Kimyacılar, Temmuz Ayı Sonunda İhracatlarını 8 Milyar 667 Milyon Dolara Ulaştırdı.

Türkiye kimyasal madde ihracatı geçen yıla oranla yüzde 52.3 arttı. Kimyacılar, Temmuz ayı sonunda ihracatlarını 8 milyar 667 milyon dolara ulaştırdı.
Mayıs ayında tarihinde ilk defa tekstil ihracatını geçerek en çok ihracat yapan sektörler sıralamasında üçüncülüğe yükselen İKMİB'in (İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamülleri İhracatçıları Birliği) Başkanı Murat Akyüz, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "REACH Tüzüğü, REACH Global Services şirketinin kurulmasıyla Türk ihracatçısı için tehdit olmaktan çıktı. Sanayicimiz artık tamamen işine konsantre olabilir" dedi. Akyüz, 7 ayda gerçekleştirilen 8 milyar 667 milyon dolarlık ihracatın geçen yıla göre yüzde 52.3 oranında bir artışı ifade ettiğini açıkladı.

2007 yılında 1-30 Temmuz tarihleri arasında yaklaşık 892 milyon dolar ihracat yapan kimyacıların 2008'in aynı döneminde ihracatlarını yüzde 56,3 oranında artırarak 1 milyar 395 milyon 28 bin dolara ulaştırdıkları bildirildi. Geçen yılın aynı döneminde 5 milyar 700 milyon dolarlık ihracat gerçekleştiren kimyacılar, bu yıl aynı dönemde 8 milyar 667 milyon dolarlık ihracata imza attılar. Geçen yıla göre 7 aylık dönemde sağlanan ihracat artış oranının yüzde 52.3'e ulaştığı, bu son rakamlarla kimya sektörünün Türk ihracatındaki payının ise 10.9 olarak gerçekleştiği kaydedildi.
KAYNAK: (ANKA) (GA/NB/ZG) (Ankara Haber Ajansı) 15.08.2008 12:21

Devamını okuyun...>>

15 Temmuz 2008 Salı

PETKİM`in Kapasitesi İki Kat Artacak



PETKİM'in yeni yönetimi kurumun kapasitesini iki katına çıkarıp yeni petro kimya ürünlerinin üretimi için en az 2 milyar dolar, rafineriler için de en az 3 milyar dolarlık yatırım yapacak.


İZMİR- Petrokimya AŞ'nin (PETKİM) yüzde 51'lik kamu hissesinin blok satışına ilişkin özelleştirme ihalesini kazanan Socar-Turcas-Injaz Ortak Girişim Grubu'nun (OGG) oluşturduğu yeni Yönetim Kurulu Başkanı Rövnag Abdullayev, "PETKİM"in kapasitesini iki katına çıkaracağız dedi.Rövnag Abdullayev, kendilerini Türkiye'de yabancı yatırımcı olarak görmediklerini ve PETKİM'de yatırımlara devam edeceklerini söyledi. Abdullayev, "Azerbaycan ve Türkiye iki devlet tek millettir. Biz yabancı değiliz. PETKİM, teknoloji, imkan ve hammadde üreticisi olarak çok yüksek düzeyde bir işletme yönetimine sahiptir. Ayrıca, Turcas gibi önemli bir kuruluş da ortağımızdır. Bu birliktelikten yararlanarak Petkim'in kapasitesini iki katına çıkaracağız diye konuştu.


5 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM YAPILACAK


Turcas Petrol AŞ Başkanı ve PETKİM Başkan Vekili Erdal Aksoy'da iş adamları, yatırımcıların için siyasi istikrarın çok önemli olduğunu ifade ederek, "Son siyasi gelişmeler Türkiye'nin çok kolay halledebileceği meselelerdir. Ülkemize güveniyoruz. Zorlu bir mücadeleden sonra Egeliler için önem arz eden, Türkiye'nin de en önemli tesisi olan PETKİM emin ellerdedir. PETKİM'de yeni petro kimya ürünlerinin üretimi için minimum 2 milyar dolar, rafineriler için de minimum 3 milyar dolarlık yatırım yapacağız dedi.
PETKİM sahası içerisinde de kimya parkı projesini hayata geçireceklerini belirten Aksoy, bütün projelerinde Egeli sanayicilerin de görüşlerini alacaklarını dile getirdi.


SİYASİ GELİŞMELER TEDİRGİNLİK YARATMIYOR


Aksoy , "Siyasi gelişmeler projelerimiz ve yatırımlarımız konusunda bizde tedirginlik yaratmıyor. Türkiye'nin yaşadığı sorunları kısa sürede çözeceğine inanıyoruz. PETKİM'de çalışan sayısını da yatırımlarla birlikte en az iki katına çıkarmayı hedefliyoruz. PETKİM'i dünyanın sayılı tesisleri arasında görmeyi amaçlıyoruz diye konuştu.
Bugün yapacakları yönetim kurulu toplantısında, PETKİM'in acil, orta ve uzun vadeli yatırım planlarını kararlaştıracaklarını ifade eden Aksoy, şunları kaydetti:
"PETKİM mükemmel bir tesis. Türkiye bu tesise çok önem vermiş. Çalışanlar da tesisi benimsemişler, kendi müesseseleri olarak görmüşler. 20 yıllık özelleştirme sürecinde PETKİM ayakta kaldıysa bu çalışanlar sayesinde oldu. Çalışan çıkarılmayacak, tam tersine yapılacak yatırımlarla çalışan sayısı iki katına çıkarılacak.
PETKİM'in yüzde 51'lik kamu hissesinin blok satışına ilişkin özelleştirme ihalesine en yüksek teklifi 2 milyar 50 milyon dolar ile TransCentral Asia Petrochemical Ortak Girişim Grubu vermişti. Ancak, bu grup ile ilgili bazı iddiaların kamuoyuna yansımasının ardından TransCentral-Asia Grubu devre dışı bırakılmış, ardından 2 milyar 40 milyon dolar ile en yüksek ikinci teklif ile Socar-Turcas-Injaz Ortak Girişim Grubu'na verilmişti.


KAYNAK: 2008-07-14 NTV-MSNBC

Devamını okuyun...>>