Avrupa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avrupa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2008 Salı

PROF. ÇOBAN: BÜTÜN ÜLKELERİN BOR MADENİNE OLAN TALEBİ ARTARAK DEVAM EDİYOR

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Türkiye'nin İtirazlarına Rağmen Bor Madenini 'Üremeye Olumsuz Etkili Toksik (Zehirli) Madde Listesine Alırken, Uzmanlar, Günümüz Şartlarında Yüksek Teknolojiye Sahip ve Birçok Sektörde Söz Sahibi Olan Ülkelerin Bor Madenini Geri Çevirme Şansları Bulunmadığına Dikkat Çekiyor.
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Türkiye'nin itirazlarına rağmen bor madenini 'üremeye olumsuz etkili toksik (zehirli) madde listesine alırken, uzmanlar, günümüz şartlarında yüksek teknolojiye sahip ve birçok sektörde söz sahibi olan ülkelerin bor madenini geri çevirme şansları bulunmadığına dikkat çekiyor. Bu ülkelerin bor madenine olan talebinin de her geçen gün sektörlerdeki büyümeyle arttığına işaret ediliyor.
Kayseri Erciyes Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Abdullah Çoban, AB Komisyonu'nun bor madeni ile ilgili verdiği raporun siyasi olabileceğini, ülkelerin bor madenine olan ihtiyacının hiçbir zaman kısıtlamalarının mümkün olmadığına dikkat çekti.
Prof. Çoban; cam, porselen, seramik sanayi, cam yünü izolasyon sanayi, yanmaz ve ısı geçirmez eşya imalatı, krem, kozmetik, ilaç sanayi, sabun ve deterjan gibi birçok sektörde bor madeninin artık vazgeçilmez ürün haline geldiğini hatırlattı. Çoban, madenin kullanıldığı birçok sektörü ise şöyle sıraladı: "Bor madeni savunma sanayiinde silah yapımında, tüfek, tabanca, top, tank gibi silahların üretiminde öncelikli sırada yeralıyor, kanser tedavisinde, hayalet uçakların üretiminde, kobra helikopterlerin koltuklarında, plastik ve sanayi elyafı üretiminde kullanılıyor. Kağıt sanayi, hayvan yemi, gübre, zirai ilaçların üretiminde de her geçen gün artarak bor kullanımı devam ediyor. Dericilik, fotoğrafçılık, cep telefonu, dizüstü bilgisayar bataryalarında ve uzay mekiklerinin yakıtlarında en önemli ihtiyaç maddesi olarak karşımıza çıkıyor."
Bu sektörlerde bor talebinin büyüyerek arttığını yenileyen Prof. Dr. Çoban, bu sektörlerin bir çoğunda söz sahibi olan Avrupa Birliği ülkelerinin kesinlikle bor madenini kullanmayacaklarını ilan edemeyeceğini belirtti. Çoban, 2005 yılında yürürlüğe giren Yeni Maden Kanunu'nun yabancıların Türkiye'de maden aramalarına imkan sağladığını hatırlatarak, "Yabancı şirketlerin bu kanun sayesinde 2007 yılı itibariyle toplam 150 bin kilometrekare, 450 bin kilometrekare alanda da dolaylı yoldan maden arama ruhsatı aldıkları biliniyor" dedi.
Altın, gümüş, krom, platin, taryum, uranyum, osmiyum gibi değerli birçok maden sahalarının öncelikli olarak alındığını anlatan Prof. Dr. Çoban, Türkiye'de yabancıların alamadığı tek maden sahasının ise bor madeni olduğunu dile getirdi. Çoban, Avrupa Birliği ülkelerinin bor madeni sahalarını almak istemelerinden dolayı siyasi olarak bu raporu hazırlamış olacağına değinerek, "Özelleştirilmeyen bir tek bor madenimiz kaldı. Şimdi onun üzerinde de oyunlar oynanmaya başlandı'' diye konuştu.
Türkiye'nin yurt dışına tonu 300 dolara borik asit sattığını anlatan Abdullah Çoban, bunun malzeme haline getirilmesi durumunda tonu 1 milyon dolara satılabileceğini ifade etti. Avrupalıların Türkiye'den bor almama gibi lüksleri olamayacağını dile getiren Çoban, şu noktalara dikkat çekti: "Bor madeninin kullanımında akıl üretmek gerekiyor. Bu yapılmadığı takdirde Avrupalılar Türkiye'nin bor madenini almamakla, fiyatı düşürmekle tehdide devam edecekler. Ortaya çeşitli raporlar çıkararak bu yolu deneyecekler. Beklentileri ise Türkiye'nin, 'Biz işleyemiyoruz, alın siz işleyin' demeleri."
Bor madenine ihtiyaçları yok gibi gözüken Avrupa ülkelerinin, Çin üzerinden kendi ülkelerine bor ithalatı yapmaya başladığına işaret eden Prof. Çoban, Türkiye'nin bilinen 4 milyar ton bor rezervi olduğunu kaydetti. Avrupalı ve Çin maden şirketlerinin mevcut sahalar dışında yeni bor maden yatakları keşfettiğini ifade eden Prof. Dr. Çoban, bu sahalarla ilgili bazı yabancı firmaların girişimleri olduğunu hatırlattı.

"ABD, TÜRKİYE'NİN KULLANDIĞI ELEKTRİĞİN 3 KATINI NÜKLEER ENERJİDEN ÜRETİYOR"

Prof. Dr. Abdullah Çoban, ayrıca, Amerika'nın, Türkiye'nin yıllık kullandığı elektrik enerjisinin 3 katını nükleer enerji santrallerinden ürettiğine dikkat çekti. Çoban, özellikle bazı grupların, nükleer enerjiyi kamuoyuna yansıttığı gibi çevre kirliliğine, büyük felaketlere neden olmayacağını açıkladı.
Zürih'in dünyanın en temiz kenti olduğunu anlatan Çoban, gözden kaçan bir detaya dikkat çekti: "Zürih'te 10'a yakın nükleer enerji santrali bulunuyor. Depremler ülkesi Japonya'da 89 tane nükleer enerji santrali var. ABD'yi, Zürih'i, Japonya'yı kirletmeyen nükleer santraller sadece İran'ı ya da Türkiye'yi mi kirletecek ?"
KAYNAK: (Cihan Haber Ajansı) 21.11.2008

Devamını okuyun...>>

30 Eylül 2008 Salı

İhracata Kimyasal Uyarı

Gerek günlük hayatımızda tükettiğimiz gerekse ihraç ettiğimiz tüm ürünlerde kimyasal madde kullanımında AB`nin daha sağlıklı ve çevreci maddeleri kullanma koşullarının Türkiye ekonomisine ek maliyet getireceğine dikkat çekildi. Bu kriterlere uymayan ürünün AB`ye ihracatının engelleneceği belirtilerek, bundan pek çok kimyasal girdi kullanan özellikle tekstil sektörünün etkileneceğine işaret edildi. Kullanılan kimyasalların ön kaydının Avrupa Kimyasallar Ajansı`na 1 Aralık 2008`e kadar yapılması gerekiyor.
1 Haziran 2007 tarihinde yürürlüğe giren `Avrupa Birliği Kimyasalların Kayıt Altına Alınması, Değerlendirilmesi, Ruhsatlandırıl-ması ve Sınırlandırılması Tüzüğü`nün (REACH), birliğe ihracat yapan üçüncü ülkelerin kimya sanayilerini de etkiyeceği uyarısında bulunuldu.
Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu`ndan yapılan açıklamada, yeni mevzuata göre şirketlerin ticari kullanıma girmeden önce bir kimyasalın güvenli olduğunu göstermeleri gerekiyor.

GÜNLÜK TÜKETİLEN ÜRÜNLER
• REACH tüm kimyasalları kapsıyor ve yalnızca endüstriyel süreçlerde kullanılan kimyasallar için değil, gündelik yaşamımızda da örneğin temizlik ürünlerinde, boyalarda, kıyafet, mobilya ve elektrikli aletler gibi eşyalar için de geçerlilik taşıyor.
Tüzük, özellikle kimyasalların sağlık ve çevreye karşı oluşturabileceği riskleri yönetebilmek üzere özellikle sanayiye önemli sorumluluklar yüklüyor. Yeni mevzuata göre, şirketlerin ticari kullanıma girmeden önce bir kimyasalın güvenli olduğunu göstermeyi zorunlu kılıyor.
Bu durum, REACH`in yürürlüğe girmesinden önceki durumun tam tersini oluşturuyor. Daha önceki uygulamaya göre yetkililerin bir kimyasalın zararlı olduğunu söz konusu kimyasal sınırlandırılmadan veya piyasadan kaldırılmadan önce kanıtlamaları gerekmekteydi.
1 ARALIK 2008`E KADAR TEYİT
• Yönetmelik, ihracatının önemli bir bölümünü AB`ye yapan Türkiye açısından, başta tekstil ürünleri olmak üzere birçok alanda, kimyasal kullanımında daha sağlıklı ve çevreci maddeleri kullanma zorunluğu getiriyor. Avrupa Komisyonu, birlik dışındaki ülkelerin üreticilerine, ithalatçılarıyla görüşerek kimyasallarının ön kaydının yapıldığını ya da 1 Aralık 2008`den önce yapılacağını teyit etmelerini tavsiye etti. Kayıt yaptıramayan bir ürünün ise AB sınırları içerisinde satışı yasak olacak. Ön kayıdı yapılmış kimyasalların tam anlamıyla kayıt altına alınması için son başvuru tarihleri de bu maddelerin tonajı ile tehlikeli olup almadığına göre değişmek üzere 2010 ve 2013 ile 2018 yıllarını kapsayacak.
RUHSATLANDIRMA
• REACH Yönetmeliği, belirli bir sınır üzerinde üretilen ya da ithal edilen kimyasalları ilişkin bilgilerin merkezi bir veri tabanı kapsamında merkezi Finlandiya`nın başkenti Hesinki`de bulunan Avrupa Kimyasallar Ajansı`na (ECHA) iletilmesini gerektiriyor. Üçüncü ülke üretcilerinin kayıtları ise AB merkezli ithalatçı ya da üretciler tarafından yapılabiliyor.
Daha sonra ise ruhsatlandırma işlemi yapılıyor. Ruhsatlandırma aşamasında çok yüksek riskli maddelerin üretilmesinden ya da AB`ye ithal edilmeden önce özellikle insan sağlığı ve çevreye karşı kabul edilemez tehdit oluşturduğunun belirlenmesi durumuda ise kademe kademe başka maddelerle değiştirilmesi sağlanacak. AB`ye ihracat yapanların, ECHA`nın internet sitesi olan http://echa.europa.eu`dan tüm bilgelere ulaşabileceği açıklandı.


KAYNAK: 2008-09-29 Taraf
Devamını okuyun...>>

28 Ağustos 2008 Perşembe

Başka Yerde Teşvik Bizde ÖTV

Akdeniz Üniversitesi(AÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Numan Hoda, dünyada tüm ülkelerde biyodizele teşvik uygulandığını, buna karşın Türkiye`de biyodizelden ÖTV alındığını söyledi.
Hoda, AA muhabirine yaptığı açıklamada, biyodizelin, fosil yakıta karşı alternatif olması nedeniyle stratejik bir ürün olduğunu belirtti. Ülkede petrol sıkıntısı yaşanması halinde biyodizelin alternatif olarak kullanılabileceğini kaydeden Hoda, biyodizelin, ülkelerin dışa bağımlılığını azalttığına dikkati çekti.
Avrupa`da bazı ülkelerde biyodizele yönelik vergi indirimi olduğunu, bazı ülkelerde de üreticilerin teşvik aldığını ifade eden Hoda, ``Biyodizele tüm dünyada teşvik uygulanırken, Türkiye`de ÖTV uygulanıyor. Bu da dünyada bir ilktir. ÖTV ile birlikte biyodizelin fiyatı benzinin fiyatını geçiyor`` dedi.
Yrd. Doç. Dr. Hoda, biyodizelin Türkiye için uzun vadede kazançlı bir yakıt türü olduğuna dikkati çekerek, şöyle konuştu:
``Biyodizel yatırımında geri dönüşüm uzun zaman alıyor. Dizelin rafineri çıkış fiyatı 60 YKr civarında ama satış fiyatı 3 YTL`ye yakın. Dolayısıyla 2-3 katı vergi bindirilerek satılıyor. Bu vergiden hükümet para alıyor. Bu parayı da gerekli yerlere aktarıyor. Biyodizele izin verdiği zaman bu kazancından vazgeçmek zorunda kalacak, yani geliri azalacak. Bu yüzden hükümet biyodizele izin vermek istemiyor. Biyodizele de bu yüzden ÖTV konuldu. Halbuki biyodizelin üretilmesi için tohum lazım. Tohum da tarımın gelişmesine yardımcı olacak. Burada çiftçi kazanacak, orada çalışan işçiler kazanacak. Biyodizel fabrikaları kurulduğu zaman fabrikada çalışan işçi kazanacak. İstihdam yaratılacak. İstihdam edilen işçilerden hükümet vergi alacak. Yani hükümet kısa vadede kaybedecek, ama uzun vadede kazanacak.``
-``ATIK YAĞLAR KULLANILIYOR``-
Biyodizelin hayvansal ve bitkisel yağlar ile atık yağlardan üretildiğini anlatan Hoda, Antalya`daki turistik tesislerde açığa çıkan atık sağların da bir potansiyel olduğunu vurguladı.
Son çıkan yönerge ile tesislerin atık yağlarını kanalizasyona bırakmalarının önlenmeye çalışıldığını belirten Hoda, atık yağların kanalizasyonda bakteri üremesine neden olduğunu savundu. Hoda, şöyle devam etti:
``Yönerge ile atık yağları kanalizasyona salamayan tesisler, bu yağı yeni kurulan biyodizel şirketlerine vermeye başladılar. Biyodizel üreten şirketler, restoran ve turistik tesislerden atık yağ toplayıp yakıt üretiyorlar ancak Türkiye`de ne yazık ki bir biyodizel politikası yok. Bu politikanın oluşturulmamaya çalışıldığını düşünüyorum. Bunun sebebi de petrol devlerinin kendi paylarından vazgeçmek istememeleri.``
-GIDA FİYATLARINDAKİ ARTIŞ-
Numan Hoda, gıda ürünlerindeki fiyat artışının, biyodizelden kaynaklandığı yönündeki görüşe de katılmadığını kaydetti.
Son aylarda dünyadaki tüm gıda fiyatlarının arttığını belirten Hoda, ``Gıda fiyatlarının artması, küresel ısınma nedeniyle üretimin az olmasından kaynaklanıyor`` dedi.
Büyük petrol şirketlerinin bu şekilde bir spekülasyon yarattığını öne süren Numan Hoda, ``Petrol şirketlerinin sattığı ürünler küresel ısınmaya neden oluyor. Küresel ısınmadan dolayı verim düşüyor. Verim düşünce de gıda fiyatları artıyor`` diye konuştu.
Numan Hoda, biyodizelin normal dizele göre doğaya yüzde 30 daha az zarar verdiğine de dikkati çekti. Biyodizelin içinde kükürt olmadığını anlatan Hoda, otel veya büyük restoranlardaki atık yağların kanalizasyona verilmek yerine biyodizele dönüştürülmüş olmasının da çevrenin korunmasına büyük katkı sağladığını sözlerine ekledi. (AA)
KAYNAK: 2008-08-28 http://www.ekoyol.com/

Devamını okuyun...>>

16 Haziran 2008 Pazartesi

Avrupa`nın Boya Üretim Üssü Oluyoruz

İhracatının büyük bölümünü Avrupa ülkeleri ve Rusya`ya yapan Türk boya sektörünün, son 10 yılda ihracatını yüzde 200 oranında artırdığı bildirildi. İKMİB Başkanı Akyüz, "Geçmişi 60 yıl öncesine dayanan Türk boya sektörü, hızlı bir gelişim sürecinin ardından Avrupa`nın en büyük 6. üreticisi konumuna yükseldi" dedi.
İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Başkanı Murat Akyüz, ülke ekonomisine 2 milyar dolarlık katma değer kazandıran Türk boya sektörünün, dünya çapındaki rakipleri arasında iddialı bir konumda bulunduğunu söyledi.
Dünyada, boya sektöründe yaklaşık 71,7 milyar dolarlık bir pazarın söz konusu olduğunu ifade eden Akyüz, Türkiye`nin dünya pazarlarından aldığı payın ise yüzde 1,5-2 dolaylarında olduğunu vurguladı.
Akyüz, yıllık 850 bin tonluk üretim kapasitesine sahip olan Türk boya sektörünün, yaklaşık 100 bin kişiye doğrudan istihdam olanağı sağladığına dikkat çekerek şunları kaydetti:
``Geçmişi 60 yıl öncesine dayanan Türk boya sektörü, hızlı bir gelişim sürecinin ardından Avrupa`nın en büyük 6. üreticisi konumuna yükseldi. Türkiye önümüzdeki yıllarda, AB`nin en büyük 4. boya üreticisi hem de Avrupa bölgesinin boya üretim merkezi olmayı hedefliyor.
Türk boya sanayi, son yıllarda yüksek katma değerli ürünlerin üretimine geçerek, teknolojik yapısını yeniledi ve Ar-Ge`de güç kazandı. Sektör firmalarındaki yabancı iştirakinin artması, sektörün çağdaş üretim, teknoloji ve pazar gücünü artırırken, aynı zamanda Türkiye`yi AB ülkeleri bazında çekici bir üretim ve yatırım alanı haline getiriyor.``
2010 YILI İHRACAT HEDEFİ 600 MİLYON DOLAR
Türk boya sektörünün, ihracatının büyük bölümünü Avrupa ülkeleri ve Rusya`ya yaptığını belirten Akyüz, sektörün son 10 yılda ihracatını yüzde 200 oranında artırma başarısı gösterdiğini ifade etti.
Akyüz, Türk boya sektörünün, 2003`de 135,02, 2004`de 177,76, 2005`de 234,69, 2006`da 287,2 milyon dolar ihracat yaparken, 2007 yılında ihracatını 365,8 milyon dolara çıkardığını dile getirerek, boya sektörünün 2010 yılı ihracat hedefinin de 600 milyon dolar olduğunu bildirdi.
EN BÜYÜK SORUN KAYIT DIŞILIK
Boya sektörünün en önemli sorunlarının başında, pek çok sektörün ortak sorunu olan kayıt dışılığın geldiğini anlatan Akyüz sözlerini şöyle tamamladı:
``Boya Sanayicileri Derneği verilerine göre, sektörde 400 kayıtlı boya firması varken, kayıt dışı faaliyet gösteren firma sayısı bini buluyor. Kimya sektörü genelinde yaşanan, hammaddede dışa bağımlı yapı, boya sektörünün de önemli bir sorunu olmayı sürdürüyor. Boya sektörü, 2007 yılında yaklaşık 1,3 milyar dolarlık hammadde ve ara malı ithal etti. Uluslararası fiyat artışlarına karşı duyarlı olan sektör, uluslararası maliyet baskısı ile karşı karşıya kalıyor.`` www.ekonews.com
KAYNAK: 2008-06-16 www.ekonews.com

Devamını okuyun...>>